
Bazı film serileri, yıllar boyunca yakaladıkları kalite çizgisini koruyarak sinema tarihinde kendilerine özel bir yer edinir. The Lord of the Rings, Star Wars, Mad Max ve Terminator bunların en belirgin örnekleri. Underworld aynı ligde değerlendirilebilecek bir seri olmasa da, kendi sınırları içinde dikkat çekici bir istikrar yakalamayı başarıyor. Serinin her filmi, görsel dünyası ve prodüksiyon kalitesiyle belli bir standardın altına düşmüyor.
Underworld: Rise of the Lycans, ilk iki filmde temelleri atılan evrenin bu kez kökenlerine dönüyor. Vampirler ile Lycanlar arasındaki yüzyıllardır süren savaşın nasıl başladığını anlatarak, serinin mitolojisini genişletmeyi amaçlıyor.
Filmin merkezinde, aristokrat vampirlerin boyunduruğu altında yaşayan Lycanların özgürlük mücadelesi yer alıyor. Lucian ile Sonja'nın trajik ilişkisi, yalnızca kişisel bir aşk hikâyesi değil; iki tür arasındaki düşmanlığı geri dönülmez biçimde başlatan kırılma noktası olarak işleniyor. Böylece film, serinin sonraki halkalarında gördüğümüz nefretin tarihsel zeminini oluşturuyor.
İlk iki filmin karanlık atmosferini ve yüksek temposunu büyük ölçüde koruyan Rise of the Lycans, seriye yeni bir yön vermekten çok, mevcut evreni derinleştirmeyi tercih ediyor. Büyük sürprizler sunmasa da, Underworld mitolojisini tamamlayan ve serinin hayranlarını tatmin edecek başarılı bir ön hikâye olmayı başarıyor.
Yorumlar