Hollywood'un seyirciyi sürekli hareket, diyalog ve görsel uyaranlarla kuşatan anlatı geleneği düşünüldüğünde, WALL·E büyük bütçeli bir animasyon için oldukça cesur bir tercih yapıyor. Filmin ilk yarım saatini neredeyse tamamen diyalogsuz ilerletmesi, anlatıyı görsel hikâye anlatıcılığı üzerine kurması ve bunu bilimkurgu çatısı altında gerçekleştirmesi, onu benzerlerinden ayıran en önemli özelliklerden biri.
İnsanlığın yaşanmaz hâle getirdiği Dünya'yı terk ederek dev uzay gemilerinde yaşamaya başlamasıyla birlikte, gezegeni temizleme görevi geride bırakılan robotlara kalıyor. Bu görevin son temsilcisi olan WALL·E ise yalnızlığın içinde rutinini sürdürürken, bir yandan da insanlıktan geriye kalan küçük izleri toplamaya devam ediyor.
Film, distopik geleceği yalnızca etkileyici bir fon olarak kullanmıyor. Tüketim kültürü, çevresel yıkım, teknolojinin insanı giderek daha edilgen ve hareketsiz hâle getirmesi gibi temaları incelikli bir dille ele alıyor. Özellikle uzay gemisindeki insanların fiziksel ve zihinsel hantallığı, teknolojik konforun insanı nasıl dönüştürebileceğine dair güçlü bir eleştiri sunuyor.
Öte yandan WALL·E, sinema tarihine yaptığı zarif göndermelerle de dikkat çekiyor. Gene Kelly'nin yer aldığı Hello, Dolly!'ye yaptığı referanslar filmin romantik ruhunu beslerken, Stanley Kubrick'in 2001: A Space Odyssey'ine uzanan selamlar bilimkurgu geleneğiyle kurduğu bağı güçlendiriyor. Eğlenceli olduğu kadar düşündüren WALL·E, modern animasyon sinemasının en başarılı bilimkurgu filmlerinden biri olmayı fazlasıyla hak ediyor.
Yorumlar