Rogue

2000'li yıllarda korku sinemasında dikkat çeken eğilimlerden biri, seyircinin "gerçekten yaşanmış" hissi veren filmlere duyduğu ilginin giderek artması oldu. Seyircinin röntgenci merakını besleyen bu anlayış, The Blair Witch Project ile geniş kitlelere ulaştı; ardından My Little Eye, Cloverfield ve [REC] gibi yapımlarla farklı biçimlerde devam etti.

Greg McLean'in Rogue'u ise bu akımın tam içinde yer almıyor. Buluntu kamera estetiğine başvurmak yerine, gerçeklik hissini farklı bir yöntemle kurmaya çalışıyor. Avustralya'da nehir turuna çıkan bir grup insanın dev bir timsahın saldırısıyla hayatta kalma mücadelesini anlatan film, açılış bölümünde belgesel diliyle ilerliyor. Vahşi doğa görüntüleri, fotoğrafçı karakter ve turistik gezi atmosferi, seyirciye izlediğinin yaşanmış olabileceği hissini başarıyla veriyor.

Ne var ki bu atmosfer filmin ikinci yarısında yavaş yavaş dağılıyor. Hikâye timsahın yaşam alanına girdikçe, filmin kurduğu gerçeklik duygusu yerini daha geleneksel bir yaratık gerilimine bırakıyor. Özellikle timsahın ininde geçen bölümler, filmin başta kurduğu inandırıcılığı koruyamıyor ve Rogue, ortalamanın üzerinde ama türün sınırlarını zorlayamayan bir gerilim filmine dönüşüyor.

Greg McLean, ilk uzun metrajı Wolf Creek ile modern Avustralya korku sinemasına güçlü bir soluk getirmişti. Rogue, o filmin ulaştığı etkiyi yakalayamasa da, atmosfer kurma becerisi ve gerilim ritmiyle yönetmenin korku sinemasındaki potansiyelini göstermeye devam ediyor.

Yorumlar