
Quentin Tarantino'nun Kill Bill: Vol. 1 ile beyazperdeyi adeta kızılcık şurubu rengine boyamasının ardından, intikam temalı filmler yeniden büyük ilgi görmeye başladı. Aslında bu damar sinemada her zaman vardı; ancak Kill Bill, hem estetiği hem de şiddeti stilize edişiyle bu türü yeni kuşak seyirci için yeniden cazip hâle getirdi. The Machine Girl ise Tarantino'nun beslendiği topraklardan, Japonya'dan çıkan ve bu anlayışı çok daha uç bir noktaya taşıyan filmlerden biri.
Japon uçarılığı, B filmi ruhu, anime estetiği, fetişizm, oluk oluk akan kan ve bilinçli biçimde abartılmış oyunculuklar... Filmi anlatırken akla ilk gelen başlıklar bunlar. Bunlardan herhangi biri ilginizi çekiyorsa büyük ihtimalle filmi seversiniz; hepsi birden ilginizi çekiyorsa ise nirvanaya ulaşmanız işten bile değil.
Filmin merkezindeki Ami ise başlangıçta "Ne olursa olsun şiddete başvurmamalısın." düşüncesine sıkı sıkıya bağlıdır. Ancak yaşadıkları, onu bu ilkesinden vazgeçirir ve kısa süre sonra kendisini sınır tanımayan bir intikam yolculuğunun içinde bulur. Bundan sonrası ise mantığın tamamen askıya alındığı, fizik kurallarının hiçe sayıldığı, kanın adeta görsel bir efekt gibi kullanıldığı tam anlamıyla bir çılgınlıktır.
The Machine Girl, gerçekçi olmayı hiçbir zaman amaçlamaz. Aksine, Japon istismar sinemasının ve splatter geleneğinin bütün aşırılıklarını sahiplenerek bunları neredeyse bir çizgi roman estetiği içinde yeniden üretir. Bu yüzden filmi ciddiye almaya çalışmak yerine, onun bilinçli absürtlüğüne teslim olmak gerekir. Bunu başarabildiğiniz anda, ortaya son derece eğlenceli ve enerjisini hiç kaybetmeyen bir B filmi şöleni çıkıyor.
Bunu Seven Şunu da Sevebilir : Kill Bill (2003,2004)
Yorumlar