Moonlight vs La La Land

Oscar’lar sahiplerine, uzun süre konuşulacak bir olayla kavuştu. Önce La La Land’in zaferi ilan edildi; birkaç saniye sonra sahne arkasında fark edilen bir hata, ödülün aslında Moonlight’a ait olduğunu ortaya çıkardı. Bu an, sadece törensel bir skandal değil; günümüz dünyasının popüler teması, hatta güncel tabiriyle “trend topic”i olan “hayallerinin peşinden koş” söyleminin de sembolik bir iflası gibiydi.

Çünkü bu söylem, çoğu zaman çalıştığı işten bunalan veya hak mücadelesini erteleyen insanları etkiliyor. İnsanlar, gerçek hayattaki zorluklarla yüzleşmek yerine bireysel başarı ve “hayallerin peşinden koş” masallarıyla avunmayı tercih ediyor; böylece kolektif hak arayışı geri plana itiliyor. Kentsel dönüşümle altı oyulan, sürülen mahallelerde gözlerini “butik işletme” hayaline açan kuşak, bu ideolojik uyuşturucunun etkisini en net şekilde hissediyor. O gece yaşanan karışıklık, bireysel hayallerle kurulan sahte umut anlatısının sahnede çöküşü gibiydi.

Bizim mücadelemiz, haklarımız; kimin yerleştirdiği belli olmayan, bize ait olmayan hayallerde değil, hayatın tam ortasındadır. La La Land’in temsil ettiği dünya, sistemle çatışmayan, onun içinde “mutlu olma” formülleri üreten bir masaldır. Moonlight ise tam tersine, hayata doğrudan temas ediyor; kırılganlıkları, sınıfsal ve kimliksel yaraları saklamadan, tüm çıplaklığıyla gösteriyor.

La La Land postmodern bir peri masalı olarak anılacaktır, bunda şüphe yok. Sinemasal olarak zarif, duygusal olarak etkileyici ve estetik olarak kusursuz bir rüya sunar. Ama Moonlight’ın ödülü alış biçimi ve Barry Jenkins’in başarısı, Oscar tarihine damga vuracak bir andır. Jenkins’in, çok etkilendiği Wong Kar-wai’nin bile Amerika’da (örneğin My Blueberry Nights ile) kuramadığı kadar sahici, şiirsel ve politik bir sinema dili kurması başlı başına tarihsel bir başarıdır.

O gece, yalnızca bir filmin değil, iki dünya görüşünün karşı karşıya gelişi izlenmiştir: biri hayalleri bireysel kurtuluş masalına dönüştüren; diğeri ise hayatı olduğu gibi, bütün sertliği ve kırılganlığıyla anlatan bir sinema. Ve kazanan, hayatın sert gerçekliğini, kırılganlığını ve bütün politik anlamını saklamadan anlatan ikinci yol olmuştur.

Yorumlar