La vie d'Adèle

                                                

“La vie d’Adèle”: Tutkunun Anatomisi ve Sınıfsal Çatışma

Abdellatif Kechiche’in La vie d’Adèle’i, yüzeyde iki kadın arasındaki tutkulu bir aşkı anlatıyor gibi görünse de, özünde bireysel arzu ile toplumsal koşulların çatıştığı bir alan açar. Film, hayata yeni yeni tutunmaya çalışan genç bir öznenin duygusal ve bedensel deneyimini neredeyse belgesel titizliğiyle takip eder. Uzun süresi ilk bakışta yorucu ve hatta ölçüsüz gelebilir; ancak bu süreklilik, seyirciyi karakterin iç dünyasına yerleştiren bilinçli bir tercihtir. Film, zamana yayılan bu yoğunluk sayesinde, bir aşk anlatısından çok bir oluş hâlinin portresine dönüşür.

En çok tartışılan sevişme sahnesi de bu bağlamda değerlendirilmelidir. Kechiche’in bu sahneyi yalnızca provokatif bir unsur olarak kullandığını düşünmek, filmin temel niyetini gözden kaçırmak olur. Yönetmenin de belirttiği gibi film bir “cinsellik” değil, bir “aşk” filmidir; beden ise bu aşkın en doğrudan ve en savunmasız ifade alanıdır. Sahneyi yalnızca bir “erkek fantezisi” olarak okumak, kadın arzusunun özerkliğini ve temsil edilebilirliğini baştan reddeden indirgemeci bir yaklaşıma işaret eder. Oysa Adele’in önceki başarısız ve tatminsiz deneyimleri düşünüldüğünde, Emma ile yaşadığı yakınlık bir fanteziden çok, iki öznenin eşit ve karşılıklı kurduğu nadir bir bütünlük anıdır.

İkilinin ilk karşılaşmasından itibaren ilişkide belirgin bir simetri vardır. Arzu, karşılıklı ve eşzamanlıdır. Sevişme sahnesi, bu simetrinin en yoğunlaştığı noktayı temsil eder. Ancak tam da bu noktadan sonra ilişki, yavaş yavaş bir asimetri üretmeye başlar. Emma’nın kültürel, sınıfsal ve entelektüel üstünlüğü, Adele’in içgüdüsel ve dağınık varoluşuyla çatışır. Adele’in başına buyrukluğu, zamanla Emma’nın dünyasına eklemlenen bir bağımlılık biçimine dönüşür. Böylece ilişki, başlangıçtaki eşitliğini kaybederek, heteronormatif ilişkilerde sıkça rastlanan baskın/edilgen dinamiğini yeniden üretir.

Emma, üretken, yönlendirici ve belirleyici bir figür hâline gelirken; Adele neredeyse ev içi rollerle tanımlanan, edilgen bir konuma sürüklenir. Adele her ne kadar mutlu olduğunu ifade etse de, Emma’nın ondan sürekli “kendini geliştirmesini”, “başka şeyler denemesini” istemesi, aralarındaki eşitsizliği derinleştirir. Bu noktada aşk, artık bir paylaşım değil, bir yönlendirme ve biçimlendirme ilişkisine dönüşür. İlişkinin çözülüşü de tam olarak bu yapısal gerilimden doğar.

Film, sınıfsal farkları büyük dramatik çatışmalar yerine küçük gündelik ayrıntılar üzerinden kurar. Bolonez soslu makarna ile deniz ürünleri arasındaki karşıtlık, yalnızca damak tadını değil, hayata yaklaşım biçimini de temsil eder. Adele’in basit, doğrudan ve içgüdüsel dünyası ile Emma’nın rafine, bilinçli ve kültürel sermayeyle donanmış alanı arasındaki fark, aşkın sınırlarını belirleyen asıl etmendir. Kechiche’in sineması, bu tür mikro ayrıntılar üzerinden makro bir toplumsal yapı kurma becerisiyle güçlenir.

Sevişme sahneleri hâlâ politik bir anlam taşır; ancak film, bu tutkunun nötr bir zeminde gerçekleşmediğini de açıkça gösterir. Tutku, ataerkil ve sınıfsal ilişkilerle kuşatılmış bir alanda var olur. Adele’in özgür ve başına buyruk varoluşu, Emma’nın sosyal ve ekonomik üstünlüğü karşısında giderek sınırlandırılır. Böylece aşk, romantik bir ideal olmaktan çıkar, eşitsizliğin içinde şekillenen geçici bir yoğunluğa dönüşür.

Bu nedenle La vie d’Adèle, yalnızca bir aşk hikâyesi değil, bir güç ilişkisi anlatısıdır. Tutkunun nasıl doğduğunu değil, hangi koşullarda sürdürülemediğini gösterir. Film, aşkın kendisini yüceltmekten çok, onun hangi toplumsal yapılara çarpıp dağıldığını ifşa eder. Bu yönüyle, bir ilişkinin değil, bir eşitsizliğin anatomisini çıkarır.

Yorumlar