Ken Loach, ilerlemiş yaşına rağmen neredeyse her yıla bir film sığdıran son derece üretken bir yönetmen. Sinemasını yakından takip edenlerin bildiği üzere Loach, kariyeri boyunca işçi sınıfının ve alt sınıfların gündelik sorunlarına odaklanmayı tercih etti. Yeni filmi The Angel’s Share ile yönetmen yine bildiğimiz sularda dolaşıyor; ancak bu kez anlatısına küçük ama belirgin bazı farklılıklar da ekliyor.
Loach bu filminde, herhangi bir sınıfa dâhil olamamış, belirli bir yeteneği bulunmayan ve sabıka kayıtları oldukça kabarık bir grup gencin hikâyesine yöneliyor. Film, bu gençlerin hâkim karşısına çıkarak kamu hizmeti cezasına çarptırılmalarıyla açılıyor. Ana karakter Robbie’yi de bu süreçte tanıyoruz.
Robbie, suç potansiyeli yüksek bir gençtir; ancak aynı zamanda baba olmak üzeredir ve bu durum onu geçmişiyle yüzleşmeye zorlar. Kriminal hayatını geride bırakmak isteyen Robbie için bu süreç, yalnızca hukuki değil, aynı zamanda varoluşsal bir sınav hâline gelir.
Sosyal görevli Harrie’nin gençlerin hayatına dâhil olmasıyla film yeni bir yön kazanır. Harrie, bu “kaybedilmiş” olarak görülen gençlerin içlerindeki potansiyeli ortaya çıkarabilmek için samimi bir çaba gösterir. Onun aracılığıyla film, İskoçya’nın köklü whisky kültürünü de anlatının bir parçası hâline getirir.
Robbie’nin bu dünyaya girişi ise alışıldık bir eğitimle değil, sahip olduğu güçlü koku alma yeteneğiyle olur. Bu yetenek, ona daha önce hiçbir alanda sunulmamış bir “fark edilme” imkânı sağlar. Gençlerin bir whisky müzayedesinde planladıkları soygunla birlikte film beklenmedik biçimde bir soygun hikâyesine evrilir.
Ken Loach, izleyiciyi şaşırtacak şekilde — her ne kadar belli bir anlatı şablonuna yaslansa da — film boyunca türler arasında dolaşır. Komedi dozunu önceki filmlerine kıyasla belirgin biçimde yükseltir; karakterlerin eğlenceli İskoç aksanlarından izleyiciyi mahrum bırakmaz. Buna rağmen, yönetmen kendi sinemasının temel çizgisinden ödün vermez.
The Angel’s Share, yine alt sınıftan bir hikâye anlatırken şunu açıkça savunur: Suç işlemiş olsalar bile herkesin kendini gerçekleştirebileceği bir fırsata, küçük de olsa bir şansa ihtiyacı vardır. Loach’un kamerası yargılamaz; anlamaya çalışır. Umudu romantize etmeden, ama tamamen yok etmeden sunar.

Yorumlar