
Son dönemde hem rol aldığı filmler hem de performanslarıyla öne çıkan oyunculardan biri Ryan Gosling. Nicolas Winding Refn'in yönettiği Drive'da da yine etkileyici bir performans sergiliyor. Cannes Film Festivali'nden En İyi Yönetmen ödülüyle dönen film, spor arabaları, neon ışıkları ve pop müzik eşliğinde ilerleyen 80'ler ruhunu taşıyan stilize bir suç hikâyesi anlatıyor.
Film boyunca adını bile öğrenemediğimiz "Sürücü", bir yandan tamirhanede çalışırken diğer yandan film setlerinde dublörlük yapıyor. Sessizliği, yalnızlığı ve kendi kurallarıyla yaşaması, sinema tarihinin unutulmaz başka bir sürücüsünü hatırlatıyor: Taxi Driver'ın Travis Bickle'ını.
Ancak iki karakter arasındaki benzerlikler kadar farklılıklar da önemli. Travis, topluma dahil olamamanın ve yabancılaşmanın öfkesini içinde taşırken, Sürücü yalnızlığını bilinçli bir tercih olarak yaşıyor. Hayatlarına giren kadınlar ise her ikisi için de belirleyici bir rol üstleniyor. Travis için Betsy ne ifade ediyorsa, Irene de Sürücü için benzer bir anlam taşıyor. Travis'in Betsy için yapabileceklerinin sınırı olmadığı gibi, Sürücü de Irene için kendini tehlikenin içine atmaktan çekinmiyor.
Scorsese, Travis'in geçmişine dair bazı ipuçları verir; onun savaştan dönmüş bir asker olduğunu biliriz. Refn ise bunun tam tersini tercih eder. Sürücü hakkında bırakın geçmişini, adının ilk harfini bile öğrenemeyiz. Karakterin gizemi, onu belirli psikolojik ya da sembolik okumalara indirgemeyi zorlaştırır.
Sürücü, tıpkı setlerde yaptığı dublörlük gibi sahneye çıkar ve yapması gerekeni yapar. Irene ve oğlu kurtulur. Kötüler ölür. Ardından yoluna devam eder. Fakat bu kez önemli bir fark vardır: Dublörlük yaptığı filmlerin aksine, alkışı başkası değil, kendisi alır.
Yorumlar