Black Death

Film, ilk dakikalarında neredeyse kusursuz bir vaat kuruyor: veba, Orta Çağ’ın karanlık dini düzeni ve “temiz kaldığı söylenen” bir köy. Bu üçlü zaten tek başına güçlü bir politik alegori zemini yaratıyor. Hastalığın her yere yayıldığı bir dünyada tek bir noktanın bozulmadan kalması, doğal olarak şüpheyi değil, sistemin refleksini tetikliyor. Kilise burada yalnızca bir inanç kurumu değil, krizin yorumlanma biçimini belirleyen bir otoriteye dönüşüyor. “Cadı” söylemi de bu noktada doğaüstü bir açıklamadan çok, düzeni yeniden kurmanın aracı gibi çalışıyor.

Bu çerçevede köye gönderilen ekip de basit bir soruşturma birimi değil; dışarıdan gelen müdahale mekanizması gibi konumlanıyor. Köyün “denetlenmesi” fikri, modern izleyici için kolayca daha güncel politik pratiklerle yan yana düşebilecek bir karşılık üretiyor. Krizin olduğu yere gidip onu tanımlamak, sınıflandırmak ve gerekiyorsa ortadan kaldırmak… Film bu noktada izleyiciye oldukça geniş bir okuma alanı açıyor ve aslında anlatının büyük politik potansiyeli burada beliriyor.

Fakat hikâye ilerledikçe bu geniş zemin yavaş yavaş daralıyor. Alegorik yapı, sistemlerin nasıl işlediğini tartışmak yerine bireylerin nasıl çözüldüğüne doğru çekiliyor. Rahibin yaşadığı kırılma, inancın aşınması ve giderek artan şiddet döngüsü, anlatının merkezine yerleşiyor. Böylece “cadı söylemi bir kontrol teknolojisi midir?” sorusu geri plana itiliyor ve yerini daha dar bir eksen alıyor: insanın ahlaki sınırları ve intikamın doğası.

Asıl kırılma da burada hissediliyor. Film, açılışta kurduğu politik genişliği sürdürmek yerine, anlatıyı giderek kişisel bir trajediye indiriyor. Bu geçiş, bazı izleyiciler için atmosferi daha yoğun ve nihilist bir yere taşısa da, başlangıçta kurulan alegorik beklentiyi boşa düşürüyor. Çünkü sistemin nasıl işlediğine dair vaat edilen okuma, yerini sistemin içinde eriyen bireyin hikâyesine bırakıyor.

Sonuçta geriye şu soru kalıyor: Film gerçekten bir alegoriyi bilinçli olarak kurup sonra onu mu bırakıyor, yoksa o alegoriyi taşıyacak yapısal sürekliliği kuramadığı için mi bireysel ahlak ve intikam anlatısına geri dönüyor? Bu belirsizlik de filmi tam anlamıyla güçlü bir politik anlatı olmaktan alıkoyup, iki farklı ton arasında sıkışmış bir yapıya dönüştürüyor.

Yorumlar