Das Weisse Band


Beyaz Bant, görünen suçların yanında görünmeyen suçların aralara serpiştirildiği; görünenlerin, görünmeyenlerin yanında neredeyse masum kaldığı bir düzen kuruyor. Görünmeyen suçların ise görünenleri sürekli “masumiyet”, “Tanrı” ve “düzen” adına kontrol altına almaya çalıştığı bir atmosferde, statüko bizzat görünenler tarafından yeniden üretiliyor ve manipüle ediliyor.

Haneke, geçtiğimiz yıl Cannes Film Festivali’nden ödülle döndüğü bu filmiyle baskıcı, totaliter ve faşizan zihnin kökenlerini bir köy düzleminde, o köyün çocukları üzerinden arıyor. Otoriteyi temsil eden yetişkinlerin sürekli müdahil olduğu, suç ve ceza mekanizmasını görünür kıldığı bu kapalı dünyada, ilk bakışta “suçun merkezi” çocuklar gibi görünse de; asıl çürüme, kapalı kapıların ardında, yetişkinlerin kurduğu görünmez düzen içinde derinleşiyor. Bu dünya, saflık, iyilik ve doğruluk adına kurulan söylemlerle sürekli yeniden üretilen daha kirli ve daha sapkın bir yapıya dönüşüyor.

Film her ne kadar I. Dünya Savaşı öncesi bir Alman köyünde geçse de, anlattığı şeyin tarihsel bir dönemle sınırlı olmadığı açık. O köydeki çocukların, ileride Nazi Almanyası’nın kurucu zihniyetine dönüşeceğine dair güçlü bir çağrışım kuruyor. Ancak film bu tarihsel okumayla sınırlı kalmayıp daha evrensel bir çerçeve açıyor: Bir toplumun geçmişini anlamak için o toplumun yetiştirdiği kuşaklara, o kuşakların nasıl şekillendirildiğine bakmak gerektiğini hatırlatıyor.

Haneke’nin burada önerdiği bakış, yalnızca geçmişi açıklamakla kalmaz; toplumların kendi geçmişleriyle kurdukları hesaplaşma biçimlerini de sorgulayan daha geniş bir tartışma alanı açar.

Yorumlar