Katyn

Krzysztof Kieslowski ile birlikte Polonya sinemasının vicdanını temsil eden en büyük yönetmenlerden biri olan Andrzej Wajda, Oscar’a aday gösterilen Katyn filminde yalnızca tarihsel bir katliamı anlatmaz; asıl olarak bu katliamın geride bıraktığı sessizliği, inkârı ve zamanla ağırlaşan kolektif travmayı sinemaya taşır.

Film, Sovyetler tarafından 1940 yılında katledilen Polonyalı subayların akıbetini merkeze alıyor gibi görünse de, ilerledikçe odağını bilinçli biçimde kaydırır. Wajda için asıl mesele ölüm anı değil, ölümden sonra başlayan hayattır. Geride kalan eşler, anneler, kızlar ve kardeşler… Bekleyerek tükenen, umutla ayakta durmaya çalışan insanlar.

Wajda anlatıyı tek bir karakter üzerinden kurmak yerine, çok parçalı bir yapı tercih eder. Film ilerledikçe yeni karakterler eklenir; ilk bakışta bu durum takip güçlüğü yaratabilecekmiş gibi görünür. Ancak usta yönetmen, neredeyse yalnızca birkaç sahnede gördüğümüz karakterleri bile dramatik yapının içine ustalıkla yerleştirir. Kısa karşılaşmalar, bakışlar ve gündelik detaylar aracılığıyla her biri anlam kazanır. Hiçbir figür dekor olarak kalmaz.

Bu anlatım tercihi, bireysel dramdan çok kolektif bir acıyı görünür kılar. Katyn, tek tek insanların değil, bir ülkenin belleğinin parçalanışıdır. Film boyunca hissedilen ağır atmosfer, yalnızca kaybın değil, gerçeğin sistemli biçimde bastırılmasının yarattığı bir çürümenin sonucudur.

Zaman zaman karakterleri zihinde bir yere oturtmak zorlaşsa da bu da filmin ruhuna aykırı değildir. Çünkü Katyn’in dünyasında hiçbir şey net değildir: Ne ölüm tarihi, ne mezar yeri, ne de hakikat. Belirsizlik, filmin biçiminin de bir parçasına dönüşür.

Filmin sonuna gelindiğinde ise Wajda, anlatı boyunca biriktirdiği duyguyu tek bir noktada yoğunlaştırır. Gri, soğuk ve mat tonlarla çekilmiş final bölümü, yalnızca dramatik değil neredeyse fiziksel bir etki yaratır. Film boyunca taşınan yas, bir anda seyircinin üzerine çöker. Artık izleyen kişi yalnızca tanık değildir; bu ağırlığın parçası hâline gelir.

Katyn, bir katliam filmi olmaktan çok, hafızayla ilgili bir filmdir. Unutmanın dayatıldığı, hatırlamanın suç sayıldığı bir dünyada, gerçeğin nasıl ağır ama kaçınılmaz biçimde geri döndüğünü anlatır. Wajda, bağırmaz, suçlamaz, ajitasyona başvurmaz. Onun sineması sessizdir — ama o sessizlik insanın içini oyacak kadar derindir.

Film bittiğinde yaşanan şey bir sarsıntıdan çok bir donakalma hâlidir. Kalkamazsınız. Çünkü anlatılan acı artık perdede değil, sizin omuzlarınızdadır.

Yorumlar