I'm not There

Müzisyen biyografilerine son yıllarda sinemada fazlasıyla maruz kaldık. Özellikle Oscar yarışlarının gediklisi hâline gelen biyografiler; Ray, Walk the Line ve La Vie en Rose gibi yapımlar, gerçek bir yaşamı sinemanın kalıplarına sığdırmaya çalışırken çoğu zaman eksik bir şeyler bırakıyordu. Bunun temel nedenlerinden biri de ticari kaygılar ve biyografi türünün güvenli anlatım sınırlarıydı.

I'm Not There ise bu filmlerin tam karşısında duruyor. Elbette filmi tüm katmanlarıyla kavrayabilmek için Bob Dylan'ın hayatına ve dönüşümlerine aşina olmak önemli bir avantaj. Ancak sonuçta karşımızdaki şey bir biyografi değil, Todd Haynes'in sinemasından süzülmüş bir yorum. Bu nedenle filmi anlamlandırırken rehber olarak yalnızca Bob Dylan'ın yaşam öyküsüne değil, Haynes'in filmografisine de bakmak gerekiyor.

Haynes, Velvet Goldmine ile denediği kurmaca biyografi anlayışını burada bir adım daha ileri taşıyor. Kurmaca biyografi, belgesel, sahte belgesel, konser filmi, klip estetiği ve deneysel anlatıyı aynı potada eriterek parçalı bir sinema kolajı kuruyor. Bob Dylan'ı altı farklı karaktere bölüyor; her biri onun kişiliğinin, sanatının ve mitolojisinin başka bir yüzünü temsil ediyor. Yönetmen, bu parçalar üzerinden tek bir Bob Dylan portresi çizmek yerine, onun sürekli değişen kimliğini anlamaya davet ediyor.

Tam da bu yüzden filmin seyri kolay değil. Haynes, elimize bir yapbozun parçalarını veriyor; fakat bize bütün resmi göstermiyor. Her parçanın kendi hikâyesini anlatıyor ve sonunda o parçaları doğru yerlere yerleştirerek anlamı kurma görevini seyirciye bırakıyor.

Parçaları birleştirmeye çalışırken ister istemez filmin en başına dönüyorsunuz. Hatta afişe ilk baktığınız ana...

"I'm Not There."

Yorumlar