
2000'li yılların korku sinemasında iki büyük çıkış noktası vardı. Birincisi, Uzak Doğu sinemasının yükselişi; ikincisi ise özellikle Fransa öncülüğünde gelişen sert Avrupa korkusu. Aynı dönemde Türkiye'de korku sineması daha çok İslami motifler üzerinden ilerlerken, Hollywood ise uzun süredir devam eden ciddi bir yaratıcılık krizinin içindeydi. Ne yazık ki bu krizden çıkarması beklenen birçok usta yönetmen de eski etkisini yaratamıyordu.
Hollywood bu tıkanıklığı aşmak için iki farklı yol izledi. İlki, Uzak Doğu korkularını yeniden çevirmekti. İkincisi ise Avrupa ve Asya'dan dikkat çeken yönetmenleri transfer ederek onlara Amerikan stüdyolarında film çektirmekti. Mirrors tam da bu iki yaklaşımın kesişim noktasında duruyor.
High Tension ile adını duyuran Fransız yönetmen Alexandre Aja, daha sonra The Hills Have Eyes yeniden çevrimiyle Hollywood'a adım atmıştı. Bu kez ise rotasını, Güney Kore yapımı Into the Mirror'a çeviriyor.
Ben Carson (Kiefer Sutherland), yanlışlıkla bir meslektaşını vurmasının ardından hem polislik kariyerini hem de düzenli hayatını kaybetmiş bir adamdır. Alkol ve öfke sorunlarıyla boğuşurken, daha önce büyük bir yangın geçirmiş eski bir alışveriş merkezinde gece bekçisi olarak çalışmaya başlar. Ancak binadaki aynalarda açıklayamadığı tuhaflıklar fark edince, hem kendi geçmişiyle hem de ailesini tehdit eden doğaüstü bir güçle yüzleşmek zorunda kalır.
Filmin en güçlü yanı, aynaları yalnızca bir korku unsuru olarak kullanmaması. Ben'in işlediği suçun yarattığı vicdan azabını, ruhsal çıkmazlarını ve parçalanmış kimliğini görünür kılmak için ayna metaforundan etkili biçimde yararlanıyor. Tekinsiz alışveriş merkezi, sonsuz gibi uzayan koridorlar ve karanlık dehlizler de gerilimi sürekli diri tutuyor.
Uzun zamandır gerçekten ürküten bir Hollywood korkusu izleyemediğini düşünenler için Mirrors iyi bir alternatif olabilir.
Yine de filmin önemli bir handikabı var. Uzak Doğu korku sinemasına özgü doğaüstü anlatım dili ve estetik anlayışı, Hollywood'un daha doğrudan ve açıklayıcı hikâye anlatımıyla tam anlamıyla uyuşamıyor. Bu yüzden filmin bazı anlarında, Kore kökenli atmosfer ile Amerikan anlatısı arasında belirgin bir uyumsuzluk hissediliyor.
Bunu Seven Şunu da Sevebilir : Silent Hill (2006)
Yorumlar