Mitolojik göndermeleri ve görsel diliyle Night Watch ile Day Watch, Kazak asıllı Rus yönetmen Timur Bekmambetov'u uluslararası ölçekte tanınan bir isim hâline getirmiş, Rus popüler sinemasının da dikkat çekmesini sağlamıştı. Bekmambetov, Hollywood'daki ilk büyük çıkışını ise Wanted ile yaptı.
Film, kendi hayatını bile kontrol edemeyen, ezik ve silik bir karakter olan Wesley'nin kendini keşfetmesini anlatan tipik bir Amerikan dönüşüm hikâyesi üzerine kurulu. Mitolojik göndermeleri, kader fikri, gizli örgüt yapısı ve stilize aksiyon sahneleriyle zaman zaman The Matrix'i hatırlatıyor. Ancak benzerlik büyük ölçüde yüzeyde kalıyor. Wachowskilerin kurduğu felsefi denge ve anlatısal olgunluk burada yerini çok daha gösterişli ve doğrudan bir sinema anlayışına bırakıyor.
Wanted, vermek istediği mesajları incelikle işlemek yerine çoğu zaman seyircinin gözüne sokmayı tercih ediyor. Bireysel adalet, kader ve iktidar mücadeleleri gibi ilginç temalara sahip olsa da, bunların ahlaki boyutunu sorgulamak yerine çoğunlukla aksiyonun gösterişine teslim oluyor.
Bunun dışında film, dönemin birçok Hollywood yapımı gibi MTV estetiğini benimseyen hızlı kurgusu, klip ritmindeki anlatımı ve rock ağırlıklı müzik kullanımıyla seyircinin dikkatini sürekli canlı tutmaya çalışıyor.
Bana ise filmin ardından en çok iki şey kaldı: falsolu kurşunlar ve The Little Things. O şarkının taşıdığı enerji, ister istemez Seven Nation Army'nin yarattığı etkiyi hatırlatıyor.
Yorumlar