La Zona

La Zona, daha ilk sahnesinden sınıfsal uçurumu görünür kılıyor. Kapitalizmin açtığı hendekleri yalnızca mecazi anlamda değil, fiziksel olarak da karşımıza çıkarıyor. Yüksek duvarlarla çevrili, güvenlik kameralarıyla korunan, güneşin eksik olmadığı, kelebeklerin uçuştuğu steril bir yaşam alanı... Zenginlerin dünyası böyle resmediliyor. Bu yönüyle film, ister istemez Land of the Dead'i hatırlatıyor.

Ardından hava kararıyor; yağmur ve fırtınayla birlikte kamera duvarın öte tarafına, yoksulluğun hüküm sürdüğü tekinsiz mahallelere kayıyor. Fırtına sırasında devrilen bir reklam panosu, yıllardır aşılmaz görünen duvarın bir bölümünü yıkıyor. Üç genç, merak ve fırsat duygusuyla bu gedikten geçerek zenginlerin yaşadığı siteye giriyor. O andan itibaren ise roller değişiyor; artık başlayan şey bir hırsızlık hikâyesi değil, bir insan avı.

Filmin en güçlü yanı da burada ortaya çıkıyor. Yönetmen, elindeki son derece sömürüye açık hikâyeyi kolaycı bir sınıf çatışmasına indirgemiyor. Ne zenginleri bütünüyle şeytanlaştırıyor ne de yoksulları romantize ediyor. Bunun yerine, korkunun ve güvensizliğin iki tarafı da nasıl dönüştürdüğünü gösteriyor. Böylece La Zona, yalnızca sınıfsal eşitsizliği değil, bu eşitsizliğin yarattığı ahlaki çöküşü de sorgulayan güçlü bir toplumsal gerilime dönüşüyor.


Bunu Seven Şunu da Sevebilir : The Land of The Dead (2005)

Yorumlar