
Artık neredeyse her yıl maruz kaldığımız, oyuncu performansları üzerinden Oscar kovalanan şarkıcı biyografilerinden farklı bir yerde duruyor Control. Daha az görkemli, daha dingin; hatta bilinçli biçimde ketum ilerleyen bir film. En çalkantılı anlarını bile yönetmen aynı sükûnetle ele alıyor. Bu tercih, filmi dramatik bir yükselme yarışından çok, içe doğru çöken bir anlatıya dönüştürüyor.
Özellikle Love Will Tear Us Apart çalarken kurulan sahnede, alışıldık biyografi klişeleri tamamen terk ediliyor. Yönetmen, ayrılığı bağırarak değil, susarak anlatıyor; öyle bir mesafe, öyle bir soğukkanlılık kuruyor ki, bu sahnenin şimdiden sinema tarihine kazınacağını düşünmek abartı sayılmaz.
Çoğu şarkıcı biyografisi, karakterin kişisel dramına yaslanarak seyirciyi yakalamaya çalışırken, dönemin ruhunu —yani zeitgeist’ını— ıskalar (elbette istisnalar var). Control ise bu tuzağa düşmiyor. Aksine, Ian Curtis’in iç dünyasını anlatırken aynı zamanda post-punk’ın doğduğu o kasvetli, sıkışmış ruh hâlini de başarıyla yakalıyor. Bu denge, filmi sıradan bir biyografinin ötesine taşıyarak bir başyapıt mertebesine yaklaştırıyor.
Punk’tan glam rock’a uzanan birçok damarı içinde barındıran post-punk’ın tanrısı Joy Division’ı sevin ya da sevmeyin; Control, izlenmesi gereken filmlerden biri.
Bunu Seven Şunu da Sevebilir : The Doors(1991) Director: Oliver Stone.
Yorumlar