It Follows, Wes Craven ve John Carpenter gibi Amerikan korku sinemasının kurucu figürlerinin mirasını, modern Japon korkusunun tekinsiz atmosferiyle ustalıkla buluşturan son derece özgün bir yapım. Film, klasik "tehdit-kaçış" şemasını ani şoklar ya da sıçratma efektleri üzerinden değil; süreklilik, bekleyiş ve kaçınılmazlık hissi üzerinden inşa eder. Bu yönüyle Japon korku sinemasının görünmeyen ama her an varlığını hissettiren tehdit anlayışını, Amerikan banliyösünün güvenli olduğu varsayılan gündelik mekânlarına taşır.
Mitchell'in kurduğu dünyanın en dikkat çekici özelliklerinden biri zamansızlığıdır. Filmde arabalar, televizyonlar ve kostümler farklı dönemlere ait izler taşırken; Yara'nın deniz kabuğunu andıran elektronik kitabı geleceğe aitmiş hissi uyandırır. Böylece anlatı belirli bir tarihsel ana değil, sürekli tekrar eden bir kâbus döngüsüne yerleşir. Detroit çevresindeki çürüyen banliyö dokusu da bu zamansız huzursuzluğu besler. Boş evler, terk edilmiş sokaklar ve yıkılmaya yüz tutmuş mahalleler, tehdidin yalnızca görünmeyen varlıktan değil, filmin mekânlarından da yayıldığını hissettirir.
Korku burada bireysel bir travmadan çok yapısal bir durumdur. Takip eden varlık ne hızlanır ne de dramatik bir doruk noktası arar; yalnızca yürür. Tam da bu yüzden dehşet, canavarın kendisinden değil, onun asla durmayacağını bilmekten doğar. It Follows, korkuyu ani patlamalarla değil, zamanın uzamasıyla üretir. Seyirciyi tehditten kaçmaya değil, onunla aynı dünyayı paylaşmaya mecbur bırakır. Filmin sık sık başvurduğu yavaş 360 derecelik kamera hareketleri de bu hissi güçlendirir; kadrajın her köşesi potansiyel bir tehdide dönüşür ve seyirci sürekli arka plandaki kalabalığı taramaya başlar.
Bu yaklaşım, John Carpenter'ın mekânı gerilim üreten bir organizmaya dönüştüren sinema anlayışını, Wes Craven'ın banliyönün görünürdeki güvenliğini bozan toplumsal huzursuzluğuyla buluştururken; Ring ve Pulse gibi Japon korku filmlerinin görünmeyen, kaçınılmaz ve varoluşsal tehdidini de özümser. Filmin en doğru tercihlerinden biri ise bu kötülüğün kökenini asla açıklamamasıdır. Lanetin nereden geldiğini ya da neden var olduğunu öğrenemeyiz. Bu belirsizlik, korkuyu mitolojik bir bilmeceden çok, yaşamın kaçınılmaz bir parçasına dönüştürür.
Ortaya çıkan şey nostaljik bir öykünme ya da stil gösterisi değildir. It Follows, korku sinemasının hafızasını özümseyen, onu çağdaş kaygılarla yeniden biçimlendiren; ölüm, zaman, yetişkinlik ve kaçınılmazlık duygusunu aynı anlatı içinde eritmeyi başaran dikkat çekici bir korku filmi. Eğer David Robert Mitchell bu çizgisini koruyabilirse, önümüzdeki yıllarda adını modern korku sinemasının en önemli yönetmenleri arasında anmamız hiç de şaşırtıcı olmayacaktır.

Yorumlar