Le gamin au velo


Kırmızı tişörtlü küçük bir çocuğun elindeki telefonla babasını aramaya çalıştığı sahneyle açılıyor The Kid with a Bike. Dardenne Kardeşler, daha ilk dakikada filmin merkezindeki boşluğu kuruyor: Bir telefonun ucunda cevap vermeyen baba ve onun sesini duymaya çalışan bir çocuk. Aslında Cyril'in peşinde olduğu şey yalnızca babası değil; ait olabileceği bir yuva ve kendisini kabul edecek bir ev fikri.

Bu arayış ilk büyük kırılmasını biyolojik babasının onu açıkça reddetmesiyle yaşıyor. Ancak Dardenne Kardeşler, filmi yalnızca terk edilmiş bir çocuğun dramına dönüştürmüyor. Cyril'in erkekliğe geçiş sürecinde karşılaştığı her yetişkin, onun karakterini şekillendiren bir eşik hâline geliyor. Koruyucu annesi Samantha, biyolojik babasıyla yeniden görüşebilmesi için bütün kapıları zorlayan kişi olurken; Samantha'nın erkek arkadaşı ise Cyril'i kendi hayatına dâhil etmekte aynı ölçüde istekli davranmıyor. Ardından mahalledeki serseri genç devreye giriyor ve Cyril, bu kez kendini kabul ettirebilmek için yanlış bir aidiyetin peşinden sürükleniyor.

Filmin en güçlü metaforu ise kuşkusuz bisiklet. Babanın maddi sıkıntılarını gerekçe göstererek bisikleti satması, aslında yalnızca bir eşyanın elden çıkarılması değil; babalığın sorumluluğunu da aynı kayıtsızlıkla terk ettiğinin ilk işareti. Öte yandan Cyril'i suça sürükleyen gençle kurduğu ilişkinin başlangıcı da yine bisikletin tamir edilmesiyle mümkün oluyor. Böylece bisiklet, hem kaybedilen güvenin hem de yanlış yönlendirilen özgürlüğün simgesine dönüşüyor.

Samantha ise filmin ahlaki merkezini oluşturuyor. Kan bağı olmamasına rağmen Cyril'in hayatındaki bütün ebeveynlik sorumluluğunu üstleniyor; onun uğruna sevgilisini kaybetmeyi göze alıyor, neden olduğu maddi zararı karşılıyor ve her şeye rağmen çocuğun yanında durmayı sürdürüyor. Finalde Cyril'e yeniden bir bisiklet alıp birlikte sürdükleri sahne ise yalnızca yeni bir başlangıcın değil, güven üzerine kurulan yeni bir aile fikrinin de görsel karşılığı hâline geliyor.

Bu yönüyle The Kid with a Bike, biyolojik bağların değil, seçilmiş bağların önemini anlatan güçlü bir film. Dardenne Kardeşler anneliği yüceltmeyi mi amaçlıyor, yoksa küçük bir çocuğun düşe kalka büyüme hikâyesini mi anlatıyor? Belki de ikisinden fazlasını yapıyor. Çünkü filmin asıl meselesi, insanın dünyadaki ilk ve en temel ihtiyacı olan ait olma duygusu.

Cyril'in bisikletiyle yaptığı her yolculuk biraz da bu arayışın parçası. Düşüyor, kalkıyor, yeniden pedallıyor. Tıpkı hayatın kendisi gibi. Belki de Dardenne Kardeşler, büyümeyi anlatmak için bisikletten daha doğru bir metafor seçemezdi.

Yorumlar