Moon


2009 yılı, bilim kurgu sineması açısından verimli yıllardan biriydi. Sayısal olarak çok fazla yapım üretilmemiş olsa da, öne çıkan filmlerin niteliği dikkat çekiciydi. Pandorum, aksiyonla bilim etiğini buluşturan karanlık bir bilim kurgu sunarken; District 9, türü güçlü bir politik alegoriye dönüştürüyordu. David Bowie'nin oğlu Duncan Jones'un ilk uzun metrajı olan Moon ise bu üçlü içinde en felsefi damarı temsil ediyordu.

Film, Lunar adlı şirketin Dünya'ya enerji sağlamak amacıyla Ay'da yürüttüğü madencilik faaliyetini, istasyonda tek başına çalışan Sam Bell ve yardımcısı GERTY üzerinden anlatıyor. İlk bakışta yalnızlık üzerine kurulmuş bir uzay hikâyesi gibi görünse de, ilerledikçe kimlik, hafıza, bireysellik ve şirket ahlakı üzerine düşündüren güçlü bir bilim kurguya dönüşüyor.

2001: A Space Odyssey'i hatırlatan steril mekân tasarımı, Solaris'i çağrıştıran varoluşçu atmosferi ve klasik bilim kurgu sinemasına yaptığı sayısız gönderme, filmi zenginleştiriyor. Ancak Moon, bütün bu referansları bir öykünmeye dönüştürmeden, kendi felsefi sorularını sormayı başarıyor. Özellikle bireyin büyük şirketler karşısındaki değersizleşmesini ve insan kimliğinin metalaştırılmasını ele alış biçimi, filmi günümüz dünyasına dair güçlü bir eleştiriye dönüştürüyor.

Duncan Jones, ilk uzun metrajında gösterişten uzak ama düşünsel açıdan son derece yoğun bir anlatı kurarak, modern bilim kurgunun en dikkat çekici ilk filmlerinden birine imza atıyor. Moon, yalnızca geçmişin büyük klasiklerine saygı duruşunda bulunan bir yapım değil; onlarla diyalog kurabilen, kendi sesini bulmayı başaran özgün bir bilim kurgu olarak öne çıkıyor.

Yorumlar