
1982 yapımı Disney klasiği Tron'un yaklaşık otuz yıl sonra yeniden yorumlanması, ilk filmin dönemin teknik sınırlılıkları düşünüldüğünde oldukça yerinde bir karar. Hak ettiği görsel ihtişama günümüzün dijital teknolojisi ve 3D olanaklarıyla kavuşan Tron: Legacy, aynı zamanda yönetmen Joseph Kosinski'nin de ilk uzun metraj filmi olma özelliğini taşıyor.
Filmin en büyük başarısı, yarattığı dijital evrenin görsel zenginliğinde yatıyor. Kosinski, neon estetiğiyle bezeli bu sanal dünyayı büyük bir teknik ustalıkla perdeye taşırken, teknolojinin sunduğu sınırsız özgürlüğü de sonuna kadar kullanıyor.
Ne var ki filmin en önemli handikabı da tam bu noktada ortaya çıkıyor. Teknik anlamda böylesine özgür bir dünyanın, kader, yaratıcı, kurtarıcı ve inanç gibi dini göndermelerle örülü oldukça geleneksel bir senaryo üzerine kurulması belirgin bir çelişki yaratıyor. Geleceği anlatan bir filmin düşünsel olarak geçmişe yaslanması, filmin görsel cesaretiyle aynı ölçüde örtüşmüyor.
Belki de bu çelişkinin temel nedeni, yüz milyonlarca dolarlık bir Hollywood yapımı olmanın getirdiği ticari zorunluluklar. Tron: Legacy, teknolojik anlamda risk alırken, hikâye anlatımında mümkün olduğunca geniş bir seyirci kitlesine hitap etmeyi tercih ediyor. Sonuç olarak ortaya, görsel açıdan büyüleyici; ancak senaryosu aynı cesareti gösteremeyen etkileyici bir bilim kurgu gösterisi çıkıyor.
Yorumlar