Sucker Punch

300 ve Watchmen gibi büyük bütçeli çizgi roman uyarlamalarını son derece stilize ve görsel açıdan etkileyici filmlere dönüştüren Zack Snyder, Sucker Punch ile bu kez senaryosunu da kendisinin yazdığı, kariyerinin en kişisel işlerinden birine imza atıyor.

Film, Snyder'ın hayal dünyasının kapılarını sonuna kadar açtığı bir gösteriye dönüşüyor. Yönetmen, yıllardır beslendiği anime, fantastik, bilim kurgu, korku, video oyunu ve müzikal estetiğini tek bir potada eritmeye çalışıyor. Bu nedenle Sucker Punch, klasik bir anlatıdan çok, Snyder'ın görsel fantezilerinin peş peşe sıralandığı büyük bir vitrin hissi uyandırıyor.

Filmin en güçlü yanı da en zayıf yanı da burada yatıyor. Görsel dünyası son derece zengin ve yaratıcı olmasına rağmen, bu gösterişli estetik zaman zaman karakterlerin ve dramatik yapının önüne geçiyor. Böylece film, seyircisini duygusal olarak içine çekmekten çok, görsel olarak etkilemeyi hedefliyor.

Bu yüzden Sucker Punch'tan alınacak haz büyük ölçüde Snyder'ın sinema anlayışına ve harmanladığı türlere ne kadar yakın durduğunuza bağlı. Kimi seyirciler için aşırı stilize, dağınık ve yüzeysel bir deneyim; kimileri için ise popüler kültür referanslarıyla örülü cesur ve özgün bir görsel şölen. Belki de filmin en ilginç yanı, tam da bu kadar keskin biçimde ikiye bölünebilmesinde yatıyor.

Yorumlar