Californication


Californication, yaratıcılığını yitirmiş, yazamayan bir yazarın hikâyesini anlatırken; Amerikan televizyonlarının en yaratıcı dönemlerinden birinde üretilmiş bir dizi olarak ilginç bir oksimoron yaratıyor. Ortaya çıkan bu çelişki, dizinin dördüncü sezonuna ulaşmış ve yeni sezon onayını almış olmasını da düşünürsek, seyircisini tüketim kültürünün kuralları içinde tatmin etmeyi başardığını gösteriyor.

Dizinin omurgasını oluşturan Hank Moody karakterini, The X-Files efsanesinden tanıdığımız David Duchovny canlandırıyor. İlk bakışta Fox Mulder ile Hank Moody birbirinden oldukça farklı karakterler gibi görünse de, Mulder'ın takıntılı, inatçı ve yer yer çocukça tavırlarının Hank'te de farklı biçimlerde karşılık bulduğunu söylemek mümkün. Duchovny de bu benzerlikleri avantaja çevirerek karaktere doğal bir derinlik kazandırıyor.

Hank'in yazamama sancısı ise dizinin temel çatışmasını oluşturuyor. Yönetmenler bu yaratıcı tıkanıklığı, Hank'in kontrol etmekte zorlandığı libidosu, ailesiyle yaşadığı gelgitler ve hiç kaybetmediği çocuk ruhuyla dengelemeye çalışıyor. Böylece ortaya yalnızca bir "yazar krizi" değil; orta yaş, erkeklik, aile ve üretkenlik üzerine kurulu ironik bir karakter portresi çıkıyor.

Dizinin başarısı da tam burada yatıyor. Hank Moody ne bir rol model ne de romantize edilmiş bir anti-kahraman. Tüm zaaflarıyla yaşayan, sürekli hata yapan ama buna rağmen seyircinin empati kurabildiği kusurlu bir karakter. Californication da tam olarak bu kusurluluğun üzerine kurduğu mizahla, döneminin en eğlenceli ve en samimi karakter dizilerinden biri olmayı başarıyor.

Yorumlar