
Ünlü yönetmen Michael Winterbottom, son filmi The Killer Inside Me ile Texas'ın muhafazakâr atmosferinde geçen karanlık bir neo-noir'e imza atıyor.
Kasabada bir fahişenin ortaya çıkmasının ardından, onu kasaba dışına göndermekle görevlendirilen şerif yardımcısı Lou Ford'un sıradan görünen hayatı, kısa sürede bambaşka bir yöne evriliyor. Lou'nun çocukluğuna uzanan bastırılmış cinsel saplantıları ve şiddet dürtüsü, Joyce'un hayatına girmesiyle birlikte yeniden gün yüzüne çıkıyor. O andan itibaren olaylar, klasik film noir geleneğinde olduğu gibi geri dönüşü olmayan bir noktaya sürükleniyor ve Lou Ford yavaş yavaş bir katile dönüşüyor.
Winterbottom'un gün ışığına taşıdığı bu neo-noir, türün alışıldık karanlık görsel estetiğini ters yüz ederken; Freudcu çağrışımlarla örülü karakter çözümlemeleriyle de dikkat çekiyor. Lou Ford'un bastırılmış dürtüleri, filmin suç hikâyesinden çok psikolojik çözülüşüne ağırlık kazandırıyor.
Ne var ki filmin görsel ve işitsel kusursuzluğu, aynı başarıyı senaryoda sürdüremiyor. Öykünün bazı kırılma noktalarındaki aceleci anlatım, karakter dönüşümünün dramatik etkisini zayıflatıyor. Bu nedenle The Killer Inside Me, atmosferi ve biçimsel tercihleriyle etkileyici bir neo-noir olsa da, anlatısındaki ritim sorunları nedeniyle potansiyeline bütünüyle ulaşamıyor.
Yorumlar