Room in Rome


À Bout de Souffle'ün o meşhur tiradını herkes hatırlar. Poiccard'ın Patricia'ya söylediği "Roma'ya gidelim mi?" sözü, sinema tarihinin unutulmaz repliklerinden biridir.

Room in Rome ise Alba ile Natasha'nın Roma'daki son gecelerinde tanışmalarını ve bir otel odasında birlikte geçirdikleri birkaç saati anlatıyor.

Filmin neredeyse tamamının tek bir odada geçmesi, ister istemez bu kısıtlı mekânın anlatıyı tekdüzeleştireceği endişesini yaratıyor. Ancak yönetmen Julio Medem, karakterlerin geçmişlerini ve ailelerine dair anlattıkları hikâyeleri anlatının içine ustalıkla yerleştirerek bu sınırlılığı büyük ölçüde aşmayı başarıyor. Oda fiziksel olarak daralsa da anlatı sürekli genişlemeye devam ediyor.

Benzer bir risk kamera kullanımı için de geçerli. Tek bir mekânda geçen filmlerde görsel dilin kısa sürede monotonlaşması kolaydır. Medem ise sürekli hareket hâlindeki kamerası ve kadraj tercihleriyle bu tuzağa düşmüyor; mekânın sınırlarını sinemasal bir avantaja dönüştürüyor.

İki kişilik oyuncu kadrosu da filmin yükünü başarıyla sırtlıyor. Oyuncular, fiziksel olduğu kadar duygusal açıdan da oldukça cesur performanslar sergiliyorlar. Ancak filmin ilerleyen bölümlerinde art arda tekrarlanan sevişme sahneleri, bir noktadan sonra dramatik katkı sağlamaktan çok kendini tekrar etmeye başlıyor. Buna karşın müzik kullanımı filmin atmosferini destekleyen en güçlü unsurlardan biri.

Bütün bu teknik başarılara rağmen Room in Rome, ne anlatmak istediği konusunda belirgin bir odak noktası oluşturamıyor. Natasha'nın filmin sonlarına doğru söylediği şu cümle, sanki filmin kendisini de özetliyor:

"Önünde bir hedefin olmadan okun yayını geremezsin."

Julio Medem yayı sonuna kadar germiş. Dar bir mekânda görsel açıdan etkileyici, teknik olarak başarılı bir film ortaya koymuş. Ama o yaya oku yerleştirmeyi ne yazık ki unutmuş.

Yorumlar