.jpg)
Hiç şüphe yok ki üç boyut teknolojisi, sinema deneyimi açısından önemli bir dönüşümün kapısını araladı. Özellikle görsel gösterinin ön planda olduğu aksiyon ve korku filmleri için 3D, seyirciyi doğrudan filmin dünyasının içine çekebilecek güçlü bir araç hâline geldi.
Ancak üç boyut teknolojisinin getirdiği bu yenilik, kısa sürede özgün anlatıların önünü açmaktan çok, yeniden çevrimlerin, devam filmlerinin ve mevcut serilerin yeni bir pazarlama alanına dönüşmesiyle sonuçlandı. Hatta bu dönüşümün öncülerinden biri olan Avatar bile zamanla bir seri projesinin parçası hâline geldi. Artık neredeyse her büyük serinin üç boyutlu bir devam filmi ya da projesi bulunuyor.
Resident Evil: Afterlife da bu furyanın içinde yer alan yapımlardan biri. Serinin ilk filminin yönetmeni Paul W.S. Anderson, serinin değişmez yıldızı Milla Jovovich'i merkeze alarak yeniden kamera arkasına geçiyor ve serinin alışılmış aksiyon standardını korumayı başarıyor. Özellikle 3D kullanımında görsel şova ağırlık veren film, türün hayranlarını tatmin edecek unsurları fazlasıyla barındırıyor.
Sonuç olarak bir video oyunu uyarlaması olarak Resident Evil: Afterlife, kendi kitlesinin beklentilerini karşılamakta zorlanmıyor. Ancak seriyi ve oyun evrenini hiç bilmeyen aksiyon sineması izleyicisi için de temel vaadi değişmiyor: derinlikli bir anlatıdan çok, yüksek tempolu ve görsel açıdan gösterişli bir seyir deneyimi sunmak.
Yorumlar