Avatar

Avatar, büyük bir gürültüyle vizyona girerek daha ilk andan itibaren büyük bir sansasyon yarattı. Filmin en çok konuşulan tarafı ise kuşkusuz yeni nesil sinema anlayışının, özellikle üç boyutlu filmlerin geleceği açısından bir dönüm noktası olarak görülmesiydi.

Aslında Avatar öncesinde de üç boyutlu filmler izleyiciyle buluşmuştu. Ancak bu yapımların en büyük sorunu, çoğu zaman sinemanın temel anlatım kurallarını geri plana iterek yalnızca görsel bir şova dönüşmeleriydi. Üç boyut, hikâyeyi destekleyen bir unsur olmaktan çıkıp filmin bütün amacına hâline geliyordu.

James Cameron ise bu noktada önemli bir fark yaratıyor. Yönetmen için 3D teknolojisi başlı başına bir amaç değil, anlatıyı güçlendiren bir araç olarak kullanılıyor. Pandora'nın dünyasını ve atmosferini seyirciye yaşatma noktasında teknoloji, hikâyenin önüne geçmek yerine onun hizmetine giriyor.

Cameron'un emperyalizm, militarizm ve doğa üzerine kurduğu anlatı ise etkileyici fikirler barındırmasına rağmen, filmin görsel ihtişamının yanında daha yüzeysel kalıyor. Ancak böylesine büyük bütçeli bir yapımda, geniş kitlelere ulaşabilecek evrensel bir hikâye tercih edilmesi de anlaşılabilir bir seçim olarak duruyor. Sonuç olarak Avatar, hikâyesinden çok sinemanın teknolojik olanaklarını yeniden tartışmaya açmasıyla dikkat çeken, yeni bir sinema deneyimi vadeden önemli bir yapım olarak öne çıkıyor.

Yorumlar