In The Mouth of Madness

John Carpenter'ın Apocalypse Üçlemesinin son halkası olan In the Mouth of Madness, yalnızca başarılı bir korku filmi değil, aynı zamanda korkunun nasıl üretildiği ve nasıl yayıldığı üzerine kurulmuş güçlü bir medya alegorisi.

Carpenter'ın daha sonra çektiği Cigarette Burns ile arasında dikkat çekici benzerlikler bulunuyor. Cigarette Burns'de insanların yasak bir filmi izledikten sonra deliliğe sürüklenmesine tanık olurken, In the Mouth of Madness'ta bu kez aynı etkiyi ünlü korku yazarı Sutter Cane'in romanları yaratıyor. Okuyanlar gerçeklik algılarını kaybediyor; okumayanlara ise bu delilik farklı yollarla bulaşıyor. Film, korkunun yalnızca bir içerik değil, aynı zamanda bulaşıcı bir deneyim olabileceğini öne sürüyor.

Bu noktada Carpenter'ın asıl ilgilendiği şey doğaüstü olaylardan çok, onları dolaşıma sokan iletişim kanalları. Romanlar, sinema ve medya aracılığıyla üretilen imgeler, zamanla kendi gerçekliklerini yaratıyor. Yönetmen, popüler kültürün ürettiği ikonların nasıl modern mitlere ve hatta tanrılara dönüştüğünü sorgularken, insanın bu imgeler karşısındaki edilgenliğine de dikkat çekiyor. Delilik, burada bireysel bir hastalık değil; kitle iletişimi yoluyla yayılan kolektif bir salgına dönüşüyor.

Filmin H. P. Lovecraft'a yaptığı göndermeler de tesadüfi değil. İsmi doğrudan At the Mountains of Madness'ı çağrıştırırken, kozmik dehşet, aklın sınırlarını aşan varlıklar ve gerçekliğin kırılması gibi temalar da bütünüyle Lovecraftvari bir atmosfer kuruyor. Carpenter, gotik korkuyla kıyamet fikrini birleştirerek hem tekinsiz hem de düşünsel açıdan zengin bir dünya yaratıyor.

Bu yönüyle In the Mouth of Madness, yalnızca bir korku filmi olarak değil, medya, tüketim kültürü ve gerçeklik algısı üzerine yapılmış en ilginç tür filmlerinden biri olarak da okunmayı hak ediyor.

Yorumlar