Üç Maymun


Üç Maymun, Nuri Bilge Ceylan'ın suçu bir polisiye meselesi olarak değil, vicdanın ve sessizliğin içinde büyüyen bir yük olarak ele aldığı en karanlık filmlerinden biri.

Her şey, Eyüp'ün patronunun yaptığı trafik kazasının suçunu para karşılığında üstlenmesiyle başlıyor. Adalet daha en başından yerini bulmuyor. Bundan sonra Eyüp, Hacer ve İsmail'in hayatı, birbirlerinden sakladıkları sırların ve suskunluklarının ağırlığı altında yavaş yavaş çökmeye başlıyor. Kimse masum değil; ama kimse suçunu da açıkça dile getirmiyor.

Nuri Bilge Ceylan, karakterlerin geçmişine dair bilinçli olarak çok az bilgi veriyor. Mezarlık ziyaretleri ve İsmail'in gördüğü hayalet çocuk, ailenin geçmişte yaşadığı büyük bir kaybın izlerini hissettiriyor. Film bunu açıklamaya çalışmıyor; aksine, o kaybı ailenin kaderinin sessiz bir metaforu hâline getiriyor. Sanki çocukla birlikte yalnızca bir hayat değil, bu ailenin geleceğe dair inancı da toprağa gömülmüş.

Filmin en çarpıcı yanı ise kader kavramına yaklaşımı. Karakterler yaşadıklarını kadere bağlayabilecekleri pek çok bahaneye sahip olmalarına rağmen, aslında her biri kendi seçimlerini yapıyor. İhanet ediyorlar, susuyorlar, görmezden geliyorlar ve sonuçlarına katlanıyorlar. Ceylan'ın kamerası da onları yargılamıyor; yalnızca seçimlerinin ağırlığıyla baş başa bırakıyor.

Film boyunca suçların çoğu cezasız kalıyor, ihanetlerin hesabı sorulmuyor. Fakat Üç Maymun, gerçek cezanın mahkeme salonlarında değil, insanın kendi vicdanında verildiğini söylüyor. Sessizlik, karakterlerin sığındığı bir yer olmaktan çıkıp cezalarının kendisine dönüşüyor.

Sonunda geriye birbirine dokunacak kadar yakın ama birbirinin yüzüne bakamayacak kadar uzak üç insan kalıyor. Konuşmayan, görmeyen ve duymayan üç maymun gibi... Kendi elleriyle kurdukları sessiz cehennemin içinde yaşamaya mahkûm olarak.

Yorumlar