The Thing


John Carpenter'ın "Kıyamet Üçlemesi"nin ilk filmi olan The Thing, klostrofobi, paranoya, güvensizlik ve "öteki" korkusu üzerinden ilerleyen, korku sinemasının en büyük başyapıtlarından biri olmayı bugün de sürdürüyor.

Antarktika'nın izole atmosferini yalnızca bir mekân olarak kullanmayan Carpenter, bu kapalı alanı insan doğasının karanlık taraflarını ortaya çıkaran bir laboratuvara dönüştürüyor. Kimin insan, kimin taklit olduğu sorusu giderek önemsizleşirken, asıl korku yaratığın kendisinden değil, birbirine duyulan güvenin tamamen yok olmasından doğuyor.

Film, kimlik, aidiyet, yabancılaşma ve insanın bilinmeyen karşısındaki çaresizliği gibi temalara dokunarak saf bir yaratık korkusunun çok ötesine geçiyor. Bu nedenle The Thing'i yalnızca "şimdiye kadar yapılmış en iyi korku filmlerinden biri" olarak tanımlamak doğru olsa da, onu sadece bir korku filmi olarak değerlendirmek filme yapılabilecek en büyük haksızlıklardan biri olur.

Yorumlar