Funny Games


Michael Haneke, Funny Games ile burjuva ailesinin güvenli ve huzurlu görünen yaşam alanına sızarak, aile kavramının taşıdığı bütün konfor duygusunu sistemli biçimde yerle bir ediyor. Seyirciyi yalnızca bir tanık konumuna yerleştirmiyor; onu filmin ahlaki açmazlarının doğrudan parçası haline getirerek rahatsız edici bir seyir deneyimi yaratıyor.

Aradan yaklaşık on yıl geçtikten sonra Haneke, filmini bu kez Amerika'da, yeni oyuncularla neredeyse plan plan yeniden çekti. Bu yeniden çevrim, farklı bir yorum sunmaktan çok, yönetmenin aynı deneyi farklı bir kültürde yeniden kurma isteğinin ürünü gibi duruyor.

Haneke, evin içini kendi oyun alanına dönüştürürken kurallarını da seyirciye dayatıyor. Üstelik televizyon kumandasını bile elinde tutuyor; kaçışın mümkün olmadığını hissettiriyor. Filmin en unutulmaz anlarından birinde anlatının akışını tek bir tuşla geri sararak, seyircinin beklediği adalet duygusunu bilinçli biçimde elinden alıyor.

Daha açılışta Handel'in klasik müziğinin yerini brutal vokalli bir metal parçasına bırakması da bu saldırının ilk işareti. Haneke, ilk dakikadan itibaren pembe gözlüklerimizin üzerine zift çekiyor; bizi güvenli seyir alanımızdan çıkarıp şiddet karşısındaki beklentilerimizle yüzleşmeye zorluyor. Funny Games, bir korku ya da gerilim filminden çok, seyirciyle oynanan acımasız bir psikolojik oyun olarak bugün de etkisini koruyor.


Bunu Seven Şunu da Sevebilir : Funny Games (1997)

Yorumlar